Gelenek Görenek – Karamanlı İlçesi http://karamanli.biz Yigidi Bol Memleket... Thu, 24 Mar 2016 15:09:14 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.5.4 Burdur’un Ramazan Gelenekleri Araştırılıyor http://karamanli.biz/burdurun-ramazan-gelenekleri-arastiriliyor/ http://karamanli.biz/burdurun-ramazan-gelenekleri-arastiriliyor/#respond Wed, 01 Aug 2012 21:39:15 +0000 http://karamanli.biz/?p=5115 Burdur Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Tanır, başlatılan Ramazan gelenekleri araştırması ile kültürlerinin inanç boyutunun irdelenerek yaşatılma yolunda bir adım atılmış olacağını bildirdi.

Tanır, yaptığı yazılı açıklamada, halk kültürünün bir insanın doğumundan ölümüne kadar ömrünü ve hayatı boyunca yaptıklarını araştırdığını belirtti.

Düğün, yemek kültürü, halk müziği, edebiyat, geleneksel giyim kuşam gibi konuların halk kültürünün araştırma alanına girdiğini ifade eden Tanır, dini inançların da halk kültürünün önemli bir araştırma konusu olduğunu kaydetti.

Bu kapsamda Burdur’un inanç, gelenek göreneklerine ışık tutacak, belli başlı ritüelleri ortaya koyacak ve bu alanda gelecekte yapılacak araştırmalara ışık tutacak “Burdur’un Ramazan Gelenekleri” konulu folklor araştırması için müdürlük personeli folklor araştırmacısı Hülya Kökten’in görevlendirildiğini bildiren Tanır, şunları kaydetti:

“Bu bizim görev alanlarımızdan biridir. Ayrıca 11 ayın sultanı olarak bilinen Ramazan ayı içerisinde olması da ayrı bir güzelliktir. Araştırmamızda literatür taraması yapılıp basılı kaynaklara ulaşılması, kaynak kişilerin bilgilerine başvurulması, derleme tekniği kullanılarak gerçekleştirilecektir. Görsel çekimler yapılacaktır. Ramazan ayında Ramazan’a hazırlık, yemek kültürü, sosyal yaşamdaki hareketlilik, Ramazan şenlikleri, paylaşım, ibadetler, yapılan hayırlar gibi sosyal aktiviteler tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu araştırmayla geçmiş Ramazanlarla günümüzdeki Ramazanlar arasında karşılaştırma fırsatı bulunulacaktır. Böylece kültürümüzün inanç boyutu irdelenerek yaşatılma yolunda bir adım atılmış olacaktır.”

Tanır, başlatılan araştırmada Burdur’un halk inançları üzerine önemli kaynaklara, tez çalışmalarına ve kaynak kişilere ulaştıklarını bildirerek, bu konuda elinde basılı kaynak olan ve anlatabileceği önemli bilgilere sahip kişilerin müdürlüğe müracaat etmesini etmesini istedi.

AA

250 views

]]>
http://karamanli.biz/burdurun-ramazan-gelenekleri-arastiriliyor/feed/ 0
Közlenmiş Mısır http://karamanli.biz/kozlenmis-misir/ http://karamanli.biz/kozlenmis-misir/#respond Fri, 20 Apr 2012 09:39:52 +0000 http://karamanli.biz/?p=2619 KÖZLENMİŞ MISIR

Mısır, ülkemizde tahıllar içinde arpa ve buğdaydan sonra en fazla yetiştirilen bitkidir. Yetiştirilen bu mısırların bir kısmı hayvan beslenmesinde bir kısmı da insan ihtiyacı olarak kullanılır. Ülkemizin hemen her yerinde mısır yetiştirilmekle birlikte en fazla Marmara ve ilçemiz Karamanlı’nın da içinde bulunduğu Akdeniz Bölgesi‘ndedir.

En eski mısır koçanlarının arkeolojik kazılarla Meksika’da bulunduğunu, Aztek ve Mayaların mısırın birçok çeşidini yetiştirdiğini, Amerika Kıtasındaki mısırın Christof Columbus’un yaptığı yolculuklar sonucu İspanya’ya getirildiğini, İspanya’dan Avrupa ülkelerine yayıldığını, Dünya mısır üretiminin 800 milyon tonunun Amerika Birleşik Devletleri’nde yapıldığı gibi gereksiz ansiklopedik bilgileri anlatmayacağım bugün. Bugün anlatacak olduklarım Ardıçlık’ta, Karamanlı Barajı’nda, yaylalarda piknik sonrası kıvama gelmiş közün içine attığımız, yerken elimizi yüzümüzü kararttığımız, yedikten sonra 2 litre su içme isteği doğuran “Közlenmiş Mısır

Mısırı düdüklüde pişirerek, patlatarak ya da közlenmiş olarak patlatabilirsiniz. Hepsi ayrı birer lezzet olmasına karşın ben tercihimi közlenmiş mısırdan yana kullanmak istiyorum. Doğal ateşe attığınız mısırları yanmasın diye çevire çevire pişirip yemek apayrı bir lezzet…

Herkes mısır közler ama incelikleri bilinerek yapılan mısır hepsinden daha leziz olacaktır.

Mısır Nasıl Közlenir?

Közlenmiş taze mısırın önce kokusu, ardından damağa bıraktığı tat ve yanık aromasının tarifi olamaz. Bütün bu güzellikleri bir an da yaşamak için, mısırı közlemek gerekir. Taze mısır mangal közünde ve odun közünde közlenir. Bu közlerin dışında yapılacak mısır közleme işlemi başlarısızlıkla sonlanacaktır. Mısır közlenmesi için doğrudan alevi sevmez, yüksek ısılı içten içe yanan alevsiz közü sever. Mangal üzerinde mısır közlemek gayet kolay. Çünkü mangal kömürü tutuşturulduktan sonra alevsiz yanar ve mısır közlemek için idealdir.

Odun ateşini yakıp tamamen köz olduktan sonra, közü dağıtıp üzerinde mısır közlemek için uygundur. Buraya kadar anlattıklarım dışında, taze mısır apartman yaşamı koşullarında közlenemez. Mısırı; elektrikli ızgarada, teflon tavada, ocak üzerinde, ocak üzeri metal ızgarada ve de közmatik üzerinde közleyenler sadece mısır közlediklerini zannederler. Doğal ortamında, doğal ateşte közlenen mısırın tadını hiç birisinin vermeyeceğini, bu tür icatların ise kent kültürüne adapte edilmeye çalışılan yaratıcı çözümler olduklarını düşünüyorum.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Tarladan koparılan yada taze olduğu bilinen mısırı közlemeni gerekmektedir. Mısırı tazeliğini kaybedip iyice kuruduktan sonra mısırı közlenmez.
  • Mısır közlerken, ara ara mısırları çeviriniz. Değilse mısırlarınız kuruyacak ve yenilemez hale gelecektir.
  • Yanınızda mutlaka sabun ve diş ipi bulundurunuz. Zira közlenmiş mısır yerken ister istemez eliniz yüzünüz kara olacaktır. Aynı şekilde dişinize yapışan mısırlar görüntü kirliliği yaratacaktırlar.

1.969 views

]]>
http://karamanli.biz/kozlenmis-misir/feed/ 0
Kepenek Nedir? http://karamanli.biz/kepenek-nedir/ http://karamanli.biz/kepenek-nedir/#respond Mon, 16 Apr 2012 22:54:56 +0000 http://karamanli.biz/?p=2503 KEPENEK NEDİR?

“Çoban” deyince akla ilk gelenler kaval, değnek ve kepenektir…

Kepenek; çobanların omuzlarına aldıkları, dikişsiz, kolsuz keçeden üstlüğe verilen addır. Genellikle çobanların ve yük taşıyan katırcıların; soğuktan, yağmurdan ve kardan korunmak için kullanılan bütün vücudu kaplayan bir üstlük diyebiliriz. Çoğunlukla koyun kuzu derisinden yapılır. Biri sırtta, ikisi önde olmak üzere üç parçadan yapılır. İkisi yanlarda, ikisi de yanlarda dört düz dikişi vardır. Bazı yörelerde omuz üstüne tutturulmuş başlığı olan kepenekler de yapılır.

Kepenek ayakların üstüne kadar iner. Önünde düğme yoktur. Sağında ve solunda bulunan ipler düğümlenerek önü kapatılır. Dışında ya da içinde çobanın kavalını koyacağı bir kese ya da cep bulunur. Kullanılmadığı zaman, omuz başlarındaki küçük halkalarla duvara asılarak korunur.

Özellikle Yörük kültüründe simge haline gelen çoban kepeneklerini, Teke Yöresi başkenti Burdur ve ilçeleri başta olmak üzere Mersin, Konya, Karaman, Isparta gibi illerimizde de görmek mümkündür.

Karamanlı Yaylaları’nda yazın piknik ve gezi amaçlı konaklayanlar, kepeneğin iyi bilirler. Her ne kadar kavurucu yaz sıcağı olsa da, geceleyenleri tir tir titreten yayla soğuğundan korunmak için, kepeneklere bürünerek yatan bir çok Karamanlı’lı hemşehrimiz vardır. Aynı şekilde “yünüm törenleri” için Tefenli ilçesi Hasanpaşa Kasabası’na gidenler de geceyi kepeneğin içinde geçirmeyi tercih etmektedirler.

Kepenek, günümüzde eski önemini yitirmiş olsa da hala varlığını sürdürme uğraşındadır. Diğer el sanatlarıyla uğraşan ustalar gibi, kepenek ustaları da giderek azalmaktadırlar. Artık kepenekleri yöresel ve kültürel fuarlarda daha çok görmekteyiz.

7.526 views

]]>
http://karamanli.biz/kepenek-nedir/feed/ 0
Yörüklerde Aile ve Kadın http://karamanli.biz/yoruklerde-aile-ve-kadin/ http://karamanli.biz/yoruklerde-aile-ve-kadin/#respond Fri, 30 Mar 2012 21:41:42 +0000 http://karamanli.biz/?p=1811 YÖRÜKLERDE AİLE VE KADIN

Milli kültürümüzün sahip olduğu dinamiklerin belirlenmesinde, milli bünye analizlerinin büyük payı olduğu bilinmektedir. Sosyal yapımızın ana eksenini teşkil eden Türk boy sisteminin incelenmesi, milli kültür sahasındaki araştırmalara da ışık tutacaktır. Anadolu konar-göçer kültürünün halk kültürümüzdeki yeri ve önemi bu açıdan bizim için son derece ciddi bir konudur. Yörük hayatı bir bütün halinde incelendiği zaman “bir yığın, şekilsiz bir kümeleşme” olmadığı görülür. “Toplum yapısı ne sadece basit bir varlık olarak ve ne de sert bir şekilde yekpare kalıplanmış çok sıkı bir tesanütle kaskatı donuk” olmayan Yörük dünyasında “son derece yumuşak, katılmaları kolaylaştıran, geçişini sağlayan” bir dünya görüşünü hâkimiyeti hemen sezilir. Çadırdan, mühendisin projesiyle kurulmuş eve; kıl çulhadan, karyola ve masaya rahatça geçmişler. Her yerde Yörüklerin yerleşik hayata, zirai kültüre, köy ve şehir yaşayışına hayret edilecek derecede kolaylıkla ve kısa zamanda intibak edişilerini müşahede kabildir. Bu kültür değişmesini, tekamül vetiresini şöyle bir şema içinde gösterebiliriz:

– Çadırda elbiselerin konduğu (ala çulhaların) yerini; çeyiz sandığı, konsol, gardrop almıştır.

– Yerminderi, sedir yerini; divan, sandalye, koluğa terk etmiştir.

– Peynir ve su koymaya mahsus deriden (tuluk, tulum) yerini; tahta ve bakır kaplara bırakmıştır.

– Yer sofrası yünden örülmüş bir bez örtü olup, yemek onun üzerinde yenilerek köy yerleşme ile sofra bezinin üzerine kasnak ve sini (tepsi) konularak daha sonra masa, sandalye, herkese ayrı porselen servis tabakları, kullanılmaya başlanmıştır.

Eski Türk göçebelerinde sosyal organizasyonun çok mürekkep ve tür ve yasa’ ya müstenit kaide, müeyyide, şekillerle oldukça mükemmel olduğunu görüyoruz. Boyların, oymakların teşekkülü, hukuku, hakkı, vazifesi, mevkii, kudreti belli, muayyen kaidelere göre her zaman tatbik edilmesi elzem merasimlere tabiydi.

Göçebelerde dini tevekkül ve kanaatkârlık, örf, adet, töreye dayanan cömertlik, ufak hesaplara bakmama temayülü görünüyor. Bu sayar, tartar, ölçer, biçerken müşteri lehine, alıcı lehine hareket etmek, süte bir gram dahi su koymamak en ufak hileye tenezzül etmemek şeklinde tecelli ve tezahür ediyor.

Yörükler, erkek çocuklarını mutlaka sünnet ettirirler. Yaylalara, kışlaklara gezici olarak gelen sünnetçilere, yağ, süt, kıl karşılığı çocuklarını sünnet ettirirler. Temizliği, paklığı seven Yörükler, düğünlerini genellikle kışlakta veya yaz sonunda yaparlar. Son derece konukseverdirler. Gelen konuğa mutlaka kuzu veya oğlak keserek taze kuzu, oğlak eti sunulur. Askere giden genç kişi için, kurban kurban keserek konu komşuya dağıtılır. Hayırlısıyla gitsin, gelsin diye. Askerden sağlıklı dönen kişi için de adak kesilir, adak konu komşuya dağıtılır. Hayırlısı ile gitti geldi diye adanan, bir adak mutlaka yerine getirilir.

Yörüklerde Kadının Yeri

* Yörüklerin yaşamında kadının önemli bir yeri vardır. Çadırın yönetimi evin en yaşlı kadınınındır. Kadın evin direğidir. Çocuğu kadın doğurur, konuğu kadın ağırlar, kilimi, çadırı, heybeyi, kolanıkadın dokur. Keçeyi kadın pişirir. (Dokumarı genellikle küçük boyutlu, bol renkli ve motifleri özgündür) Hayvandan sütü kadın sağlar. Üzerlerine giyilen giysiyi kadın diker. Keçiden koyundan kırkılan yünü, kılı o temizler, eğirir boyar birbir renkli motife dönüştürür. Çadırda dumanı tüttürür, ekmek, aş yapar. Sözün özü, Yörük kadını beş parmağında beş hüner, üretkenliğin, sevginin vefanın eşsiz bir örneğidir.

* Mektep, medrese görmemiş göçebe Türk kızlarının ibda edercesine meydana getirdikleri motiflerle müzeyyen halı ve kilimler, yükte hafiftir, ancak bir çuvalı doldurur. Fakat en modern bir şehirdeki, en mutena bir salonu ziynetlendirecek vasıfta, sanat derğerindedir. Ücra dağ başlarında umulmadık yerlerde büyük bir manevi kültürü temsil eder.

* Bir çadıra atlı bir misafir geldiği zaman onu mutlaka genç kızı yoksa kadın karşılar silahını alır, atını bağlar, en ağır döşekleri altına sermek ve yastıklarını dayanarak rahat etmesini için bir biri üzerine etrafına yığmakla ikram ve izaz eder, kahve ve ayran sunar.

* Yörükler tutucu insanlar değildir. Kadın, erkek dağda, bayırda rahatça konuşurlar. Genç kız, genç delikanlı ile birlikte koyun, keçi otlatmaya giderler. Kaçma, göçme olayına pek sık rastlanmaz, kimsenin namusuna leke gelmez.

Kaynak: Yörük ve Türkmenlerde Günlük Hayat Sempozyum Bildirileri Kitabı (YÖRTÜRK VAKFI YAYINLARI)

271 views

]]>
http://karamanli.biz/yoruklerde-aile-ve-kadin/feed/ 0
Adak ve Kurban http://karamanli.biz/adak-ve-kurban/ http://karamanli.biz/adak-ve-kurban/#respond Sat, 24 Mar 2012 21:38:56 +0000 http://karamanli.biz/?p=1623 ADAK VE KURBAN

İnsan ilişkilerinin ve toplumsal sistemin temelinde yer alan karşılıklılık ilkesi uyarınca doğaüstü varlık ya da güçlere sunulan sembolik hediyeye “kurban” denir. İbadetin en önemli bölümlerinden birini teşkil eden kurban, doğaüstü güçlerle barışıklık sağlamak, onlardan bir şeyler istemek veya onların verdiklerine teşekkür etmek için sunulur. Kurban işlemi genelde bir ayin (ritüel) çerçevesinde gerçekleştirilir. Kökleri insanın tarih öncesine kadar geri giden bu ayinler hayli uzun bir zaman içerisinde canlı tutulmuş, tekrarlana tekrarlana günümüze kadar gelerek kurumlaşmıştır. Kurban “kanlı” ve kansız” olarak iki kategoriye ayrılabilir. Kanlı kurban, kimi toplumlarda yaşatıcı gücü, canı oluşturduğuna inanılan insan ya da hayvan vücudundaki kanın su ya da bu şekilde doğaüstü tasarım adına akıtılması olayıdır. Kansız kurban ise kan taşıyan kurban objesinin kanının akıtılmadan sunulması, başıboş bırakılması (azat edilmesi), yahut da süt, şarap, bira gibi sıvıların, kimi bitkilerin, çeşitli yiyecek, içecek veya eşyanın doğaüstü tasarıma sunulmasıdır.

Anadolu’da saptanan kanlı kurban türleri, aşağıdaki şekilde sınıflandırılmaktadır:

1. İstek Kurbanları: İstenilen şeyi elde etmeye yönelik bu kurbanlar, Anadolu’da yağmur duası ayini çerçevesinde veya gelecekte karşılaşılabilecek kazalara karşı, “bela defi” için sunulan kurbanları içerir.

2. Şükür ya da Adak Kurbanları: Bu grup kurbanlamalarda gerçekleşmesi istenen dileğin karşılığı peşin olarak ödenmeyip, dilek gerçekleştiğinde ödenir. “Adak”, böyle bir ödemenin dilek gerçekleştiğinde yapılacağına dair vaattir. Doğması adına kurban adanan çocukların doğumu sonrasında; ev, araba, traktör, biçerdöver sahibi olmak gibi herhangi bir dileğin gerçekleşmesinin ardından; hastalıktan kurtulma, evlenme, uzun yolculuklardan, askerden gelme ya da herhangi bir olaya ilişkin istenen olumlu (bazen olumsuz) bir durumun ortaya çıkması üzerine daha önce sözü verilip adanmış kurbanlar kesilir. Adak kurbanları, genelde olduğu gibi davar, sığır, deve olabileceği gibi horoz, hindi gibi kümes hayvanları da olabilir. Adak kurbanının eti kurban sahibi, ailesi ve nafakasını sağladığı yakınları tarafından yenmez.

3. Doğaüstü güçlerle barışıklığı sürdürmeye dayalı kurbanlar: Bu tür kurbanların en önde geleni kurban bayramında sunulandır. Çünkü bu kurban, Tanrı içindir. Alevi-Bektaşi toplulukların Muharrem orucunun 12. son günü sundukları kurban da bu kategoride değerlendirilebilir.

4. Kefaret Kurbanları: Bir günah ya da kusuru bağışlatmak için sunulan kurbanlardır. Geçirilmiş bir kazanın veya art arda ortaya çıkan tersliklerin nedeni, bilerek ya da bilmeyerek işlenmiş bir kusura, dinsel bir ilke veya kuralın çiğnenmiş olmasına bağlanır. Böyle durumlarda Anadolu insanı ya sadaka vererek ya da kurban kesip kan akıtarak bu olumsuzlukları giderebileceğine inanır.

5. Törenlik ve şölenlik kurbanlar: Başlanacak bir işin o noktaya gelmesine ilişkin teşekküre, başlanmış bir işin kutsanmasına, kazasız-belasız başarılmasına, alınmış bir eşyanın keyif ve mutlulukla kullanılmasına yönelik kurbanlardır. Anadolu’da ev, kanal, tünel, köprü, baraj, vb. inşaatların temeline kesilen kurbanlar; yeni alınan otomobil, otobüs, kamyon, traktör, biçerdöver vb. bir araç için kesilip kanının bu gereçlerin bir yerine ya da sahibinin alnına sürüldüğü kurbanlar bu grupta yer alırlarsa da adak ve şükür kurbanları sınıfına da girerler. Bunun yanı sıra düğünde, sünnette, yolcu uğurlama ve karşılamada, resmi bayramlar, bir yörenin düşman işgalinden kurtuluşu gibi özel kutlama günlerinde ya da bir yüksek resmi şahsiyetin karşılanması veya uğurlanması sırasında kesilen, söz konusu olayı kutsamaya yönelik kurbanlar da bu grupta yer alırlar.

6. Ölü Kurbanı: Anadolu’nun hemen her yöresinde görülen bu kurban, daha çok ölmüş biri adına yakınları tarafından Tanrı’ya sunulmaktadır.

Kaynak: Türkiye Kültür Portalı

426 views

]]>
http://karamanli.biz/adak-ve-kurban/feed/ 0
Törensel Yemekler http://karamanli.biz/torensel-yemekler/ http://karamanli.biz/torensel-yemekler/#respond Sat, 24 Mar 2012 17:18:37 +0000 http://karamanli.biz/?p=1603 TÖRENSEL YEMEKLER

İnsanların, ihtiyacı olan günde üç öğün yemek dışında, özel bir hazırlık yapılarak ikram edilen ve toplu olarak yenen yemeklere törensel yemekler denir. Bunlar: doğum yemeği, sünnet yemeği, düğün yemeği ve ölü yemeği olarak adlandırılır.

Doğum Yemeği:

Yeni doğurmuş, doğumdan sonra yataktan kalkmamış kadına lohusa denir. Lohusaya doğumdan dolayı “gözün aydın” ziyaretleri yapılır. Bu ziyaretlerde konuklara şerbet ve tatlılar ikram edilir. Asıl ve topluca yenen yemek geleneksel kesimde yeni doğan bir çocuğa ad konması esnasında verilir. Anadolu’da dinsel nitelikli bir törenle sunulan bu yemek, hocanın, müftünün ya da dinselliğiyle tanınan birinin çocuğun kulağına ezan okuyarak adını üç kez söyledikten sonra mevlit okuyup törenin birinci kısmı bitirilir. Bu uygulamalardan sonra törenin ikinci kısmı olan yemek yeme başlar. Yemekler genellikle büyük kazanlarda pişirilen ve yörenin kendine has özelliklerini yansıtırlar.

Sünnet Yemeği:

Dinsel yönü ağır basan bir uygulama olan sünnet, Anadolu’nun kimi bölgelerinde sünnet düğünü olarak anılmaktadır. Bu tören için kurban kesilir. Sünnet evi uygun değilse, yörenin aşevinde kesilen hayvanın eti dâhil büyük kazanlarla başka yemekler hazırlanır ve davetlilere ikram edilir.

Düğün Yemeği:

Geleneksel düğünlerde diğer geçiş dönemleri yemek törenleri gibi düğünlerde de bu tür uygulamalara rastlanmaktadır. Nişan ve düğünde verilen bu yemekler, nişan da daha çok şerbet ve tatlılar olarak ikram edilir. Düğün yemeği ise düğünün son günü öğlen ikram edilir ve daha uzun uğraşlar ve zahmet sonucu hazırlanır. Bu yemeğin yapımında kadınlar, ikramında erkekler hizmet ederler. Damat evinde ya da aşevinde konuklara sunulur. Erkekler, kadınlar ve çocuklara ayrı kümeler halinde yemek yerler.

Ölü Yemeği:

Ölünün canı ya da ruhu için verilen yemeklerdir. Ölümle ilgili adet ve inanmaların önemli bir bölümünü oluşturur. Yöreye göre birçok değişik ad alan bu yemek, ölü sahipleri tarafından verilir. Yemeğin listesi bölgeden bölgeye farklılık gösterdiği gibi bu listeyi ekonomik durum, alışkanlık, mevsim, ölenin vasiyeti de belirlemektedir. Özellikle ölenin en sevdiği yemek önemlidir. Ölü yemeğine akrabalar, komşular, tanışlar, cenaze törenine katılanlar, hocalar, yıkayıcılar, mezar kazıcılar, yoksullar çağrılır.

Kaynak: Türkiye Kültür Portalı

1.245 views

]]>
http://karamanli.biz/torensel-yemekler/feed/ 0
Kirmen Nedir? http://karamanli.biz/kirmen-nedir/ http://karamanli.biz/kirmen-nedir/#respond Fri, 23 Mar 2012 18:05:52 +0000 http://karamanli.biz/?p=1562 KİRMEN NEDİR?

Çocukluğumda yaşlıların elinde sıkça rastladığım kirmenleri şimdilerde göremez oldum. Sokak aralarında, köşe başlarında oturan her kadın topluluğunda kesinlikle bir kişinin elinde kirmeni vardı. Bir yandan kirmeni çevirir bir yandan da mahalle dedikodularına kulak misafiri olurlardı. Ninelerimiz henüz teknolojinin gelişmediği eski dönemlerde ip elde edip, kumaş dokumak için kirmende ipi eğirirlerdi. Elde edilen iplerle kıl çorap ve patik örerlerdi. Teknolojiye yenik düşen aletlerimizden biri olan kirmenler, günümüzde evlerimizde aksesuar olarak vitrinlerimizi süslemekteler.

Kirmen, tarih öncesi çağlardan beri şekli pek değişmeyen aletlerimizden bir tanesidir. Birbiri içine geçen dört parça gibi gözüken kirmenler, hem erkekler hem kadınlar tarafından eğirilir.

Kirmen Nedir?

İlçemiz Karamanlı’da “tengirek” olarak bilinen kirmenlere, yurdumuzun değişik yörelerinde “kirman, eğirtmeç, iğ, teşi ve kirmen” adı ile anılmaktadır. Kirmen, ağaçtan yapılan ve elde yün eğirmeye yarayan basit ve ilkel bir alettir. Materyali ip haline getirmek için kullanılır. 1 cm kalınlığında, 3-4 cm genişliğinde ve 15 cm kadar uzunluğunda iki yassı ve 20 cm kadar uzunlukta, 1 cm çapında silindirik bir çubuk olmak üzere iki bölümden oluşur. Yassı parçaların ortası çubuğun serbestçe dönebileceği genişlikte deliktir. Çubuğun altta kalacak 5-6 cm. kadar uzunluktaki kısmı biraz geniş ve çıkıntılı olur. Üst ucu da ip bağlamak için çentiklidir. Yassı parçaların birinin orta kısmında diğeri geçecek genişlik ve derinlikte yarık vardır. Çubuğun kalın kısmı altta kalmak üzere, artı işareti şekline getirilmiş yassı parçaların ortasından geçirilir. Çubuk eksen görevi yapar. Döndürülerek bükülen (bu işleme eğirmek denir) ipler çapraz şekilde sarılarak yumak oluşması sağlanır ve eğirme işlemi tamamlanır.

Kirmen Nasıl Kullanılır?

Yünleri koluna dolayan eğrici yünü kirmen çubuğu üzerindeki tırnağa (çentik) yerleştirir ve kolay sökülen bir düğüm atar. Ayakta dururken veya bir yerde otururken bir eliyle ipi havaya kaldırır, diğer eliyle kirmeni sağdan sola doğru çevirir. Kirmen havada dönerken eğiren kişi yünü incelterek bırakır. Havada kıvrılan ip kirmenin kanatları üzerine çapraz bir şekilde sarılır. Kirmenin kolları üzerinde yumak haline gelen ip, kanatlar, kirmenin eksenini meydana getiren çubuk üzerinden aşağıya indirilir. Kanatlar birbirinden ayrıldığında ip, yumak halinde alınır (Deniz 2000:70).

3.766 views

]]>
http://karamanli.biz/kirmen-nedir/feed/ 0
Nohut Ütme http://karamanli.biz/nohut-utme/ http://karamanli.biz/nohut-utme/#comments Wed, 21 Mar 2012 23:12:35 +0000 http://karamanli.biz/?p=1506 NOHUT ÜTME

Nohut, susuz ve kır tarlalarda da yetişebilen, yaş mahsülün ardından nadasa bırakılmış tarlalara gönül rahatlığıyla ekebileceğiniz, tarlayı yormayan, buğdaya ve arpaya alteranatif  bir bakliyattır.

Nohut yemeğini severek yerim; hatta nohutlu pilava bayılırım. Yalnız şöyle geriye dönüp baktığımda nohut tarlaları hafızamda hiç de iyimser yer edinmemişlerdir. Yazları tarla işlerinde babama yardım ederdim. Nohut tarlalarına gitmek o kadar zor gelirdi ki anlatamam! Genellikle sulak olmayan yerlere ekildiği için çevresinde ağaç ve benzeri gölgelik bulunmazdı. (Zaten Karamanlı Ovası’nın karakteristik özelliğidir. Koskoca Karamanlı Ovası’nda, onca su bulunmasına rağmen, ard arda iki ağaçlı tarla görmek pek mümkün değil.) Nohutun dış yüzeyi zaten tuzludur. Ağustos sıcağında bir yandan kurumuş nohutları toplamaya çalışırken bir bakmışsınız, nohutun tuzu vücudunuzun envai köşesine yayılmıştır. Her tarafınız kaşınır.

Her ne kadar nohut tarlaları, çocukluk anılarımda pek iyi yer edinmemiş olsalar da nohutun yeri apayrıdır. Mayıs ortalarında çiçeklerini döküp olgunlaşmaya başlayan yeşil nohutun tadı bambaşkadır. Karamanlı sokaklarında çekirdek çitler gibi yeşil nohut tüketen, yediden yetmişe insan görmeniz mümkündür. Tadına doyulmaz yeşil nohut dediğim gibi tuzludur. Yıkamadan tuzuyla yemek ağzınızda arı sokmuş gibi bir tat bırakır. Yıkayarak tuzundan arınmış şekilde yenmelidir.

Taze yeşil nohut yenirken dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da nohutun içindeki kurtlardır. Bizzat tecrübe etmiş biri olarak söylüyorum: Dikkat etmezseniz taze nohut tadında olan küçük kurtçukların midenizde olması an meseledir.

Birçok yerde taze nohut yenmesine rağmen bilinmeyen yöreler de var tabiki de. Birgün Ankara Kurtuluş Parkı’nda gezerken üniversite arkadaşım, tezgahlarda satılan demet demet nohutları görünce ne olduklarını sormuştu. Çataklarda, Alakovalarda, Tilki Delikleri’nde ektiğimiz nohuttu işte. Ne vardı bunda bilemeyecek. Bir yandan taze nohut yendiğini bilmeyen arkadaşımı yadırgarken bir yandan da toprakta yetiştiğime şükretmekle meşguldüm. Herhalde taze nohut yendiğini bilmeyen birisi nohut ütmeyi de bilmezdi, anlattım hepsini. Anlattıklarımı uygulamaya dökememiş olsam da onun böyle bir tattan mahrum kalmamasına aracı olmak sevindirici. İçinizde bilmeyenler varsa taze nohutun nasıl ütüldüğünü size de anlatayım.

Nohut Nasıl Ütülür?

Çiçeğini dökmüş taze nohutlar ütülmez. Ütülecek nohut ne tam yeşil ne de tam sarı olmalıdır. Sararmaya yüz tutmuş nohutlar tarladan koparılır. Koparılan nohutlar hiçbir işleme tabi tutulmadan, çalı çırpı ateşinin üstüne atılır. Ateş kor halini alıp, sönmeye başlayınca tırmık yardımıyla üstünedeki nohut sapları ve közler alınır. Nohut taneleri pişmiş şekilde tek tek yerdedir. Size kalan ellerinizin kara olmasına aldırmadan ütülmüş nohutları tek tek toparlamanızdır. Afiyetler ola!

Eskiden mahalle ortasına kocaman ateş yakılır, üzerine ütülecek nohutlar atılırmış. Ütülen nohutlar tüm mahalleli tarafından yenilirken, muhabbet edilir dostluklar pekiştirilirmiş. Giderek büyüyen, büyüdükçe eskiyle bağlarını koparan Karamanlı’mızda bu kültürel değerimizi de kaybetmek üzereyiz.

Üzülerek söylemek istiyorum ki son senelerde mevsimini kaçırdığım için hem taze nohutun hem de ütülmüş nohutun tadını unutmak üzereyim. Tüm Karamanlı’lı hemşehrilerimden ricam benim yerime de iki nohut yeven gari!

Nohut
Nohut_Utme_1
Nohut_Utme_2
Nohut_Utme_3

1.143 views

]]>
http://karamanli.biz/nohut-utme/feed/ 1
Kurşun Dökme Geleneği http://karamanli.biz/kursun-dokme-gelenegi/ http://karamanli.biz/kursun-dokme-gelenegi/#comments Thu, 15 Mar 2012 01:04:38 +0000 http://karamanli.biz/?p=1450 KURŞUN DÖKME GELENEĞİ

Çocukluğumdan beri babaannemin, herhangi olumsuz bir olay yaşandığında veya işlerin ters gittiğinde “Gelin ben size kurşun dökeyim. Goca Anam bene elini verdi. Kurşun dökersek bir şeyciğiniz kalmaz.” dediğini hatırlarım. Yaşımız itibariyle dediklerinden pek bir şey anlamıyor olsak da kara örtülerin içine girer, başımızdan erimiş kurşunun dökülürdü. Babaannem “kem gözler kör olsun inşallah” diyerek dualar okur, uğursuzluğumuzu savardı. Her ne kadar erimiş kurşunun başımızdan dökülürken, başımıza dökülmesi gibi olumsuz bir olay yaşamamış olsam da, yaşanmış örnekleri mevcut. Hala elinde, kolunda, yüzünde dökülen kurşunların yanıkları olanlar dediğimi daha iyi algılayabiliyorlardır. Peki Kurşun Dökme iş tam olarak nedir? Gerçekten faydası olur mu yoksa batıl inanç mıdır? Herkes kurşun dökme işini yapabilir mi? Gelin hep birlikte bu güne kadar pek sorgulamadığımız, sorgulayıp da yanıt bulamadığımız bu kafa kurcalayan soruların yanıtların arayalım.

Kurşun Dökme Nedir?

Kurşun Dökme Geleneği, kökeni çok eskilere dayanan, “Şaman” geleneklerinden kalma bir adettir. Nazar ve uğursuzlukların başımızdan savılması için yapıldığı söylense de dinimizde böyle bir olayın varlığından söz etmek mümkün değildir. Dinimizde nazarın olduğu, nazar dualarının varlığı hatta Felak Suresi‘nde geçtiği bilinmektedir. Yalnız nazara karşı kurşun dökme olayı diye bir kural ve kaidemiz yoktur. Kendi koca karı adetlerimizden biri olduğunu söyleyelim.

Şamanlardan kalan bu geleneğin, Şamanlardaki adı “Kut Dökme” anlamına gelen “Kut Kuyma“dır. İnsana musallat olan kötü ruhların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olarak, çok eski dönemlerde uygulanan sihir kökenli bir uygulamaydı. Kurşun dökme, kötü takıntılardan kurtarma yöntemlerinden biri olarak kullanılmış ve günümüzde de Anadolu’da halk gelenekleri arasında yerleşik ve zengin bir şekilde yaşamaya devam etmektedir. Halk dilinde, nazarla, büyüden ileri gelen hastalıklarla ruh rahatsızlığının giderilmesi için kullanılan bir şifa yöntemidir. Çok eski zamanlara dayanan, dualarla güçlendirilerek olumsuz etkilerden arınma metodudur.

Kimlere Kurşun Dökülür?

  • Yaşanan üzücü olaylardan evdeki negatifin temizlenmesinde ölüm, ayrılık, kazalar, hastalıklar, uzun süren depresyonlarda.
  • Kısmet bağlılığı, yaşamı etkileyen terslikler, işlerin bozulması, istemeden yapılan yanlışlar.
  • Ani şoklar, korkular, uğrama, musallat olma, dengesizlik, unutkanlık, mutsuzluk, uyurgezerlik, ruh ve bedendeki bozukluklarda.
  • Nazarla etki altında kalan malına (ev, araba, yaşantı, para, güzellik, başarı) üzerindeki negatiflerin temizlenmesinde.
  • Eski eşyalar üzerindeki, başkasına ait olup kullanılan giysiler.
  • Kendisiyle barışık olmayan, karamsar, mutsuz kişilerin değişmesinde her derde deva olarak kullanılır.

Herkes Kurşun Dökebilir Mi?

Kurşun Dökme işini herkes yapamaz. Bu işi yapabilmek için ocaklı ve izinli olmak gerekir. Ocaklı, kurşun dökücünün daima bu işle uğraşmış bir aileye mensup olmasıdır. İzinli ise, bu aileden kendisinden önce kurşun dökücülük yapan kimseden kurşun dökmek için (destur, yani el) almış olmasıdır. Ocaklı ve izinli olmayanlar kurşun dökücülük yapamayacakları gibi, yaptıkları farz edilse bile, bu gibilerin kurşun dökmesinden fayda umulmaz.

Kurşun Nasıl Dökülür?

Kurşun Dökme işinde yöresel farklılıklar olsa da yapılan iş hemen hemen aynıdır. Bunun için öncelikle 200-300 gram kurşun getirilir. Bir kepçenin içinde atılan kurşun, erimesi için ateşin üzerinde bir müddet bekletilir. Ocak, bu işlemi yaparken üç defa İhlas, bir defa Fatiha Suresi’ni okur. Eridikten sonra kurşun, baş tarafı bir örtüyle örtülü olan hastanın üzerinde içinde su, suyun içinde süpürge çöpü ve küçük bir ekmek parçası olan kabın içine “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek boşaltılır. Erimiş kurşun suyla temas eder etmez katılaşır ve bir şekil alır. Kurşunun şekline göre teşhis konur. Mesela; kurşunun su damlası “göz” gibi bir şekil alması, hastaya nazar değmiş olmasının bir göstergesidir. Bunun dışında kurşunun bir diken yumağı şeklini alması da hastanın üzerinde korkunun olduğunun, hastanın bir şeylerden korktuğunun göstergesidir.

Kurşun eritme ve hastanın üzerinde su dolu kaba boşaltılması işlemi, vücudun (baş, gövde ve ayak) üç ayrı bölgesinde üçer defa tekrar edilir. Bu işlem bitince hasta, kap içindeki suya üç defa parmağını değdirerek parmağını yalar. Son olarak ocak, su dolu tasta ıslattığı elleriyle hastanın üçer defa yüzünü, karnını, ellerini ve ayaklarını ıslatır. Bu işlem yapılırken ocak, yine üç defa İhlâs, bir defa Fatiha Surelerini okur ve kurşun dökme işlemi son bulur.

Kurşun dökme işlemi bittikten sonra kap içindeki su dışarıda bir kedinin üstüne atılır. Bu işlemin maksadı tedavi tamamlandıktan sonra tas içindeki suyun içinde toplanan hastalığın ortada kalmayıp, canlı bir hayvan tarafından uzaklaştırılması gerektiği inancıdır. Yine aynı şekilde su bir akarsuya da atılabilir. İnsan üzerinde oluşan etkinin akarsuyla uzaklara gitmesi inancı da mevcuttur.

Görüldüğü gibi her ne kadar teknolojiyle birlikte tıbbın imkanlarının gelişmesine rağmen halk arasında halen halk hekimliğinde ocaklık geleneği eskisi kadar güçlü olmasa da devam edebilmektedir.

18.659 views

]]>
http://karamanli.biz/kursun-dokme-gelenegi/feed/ 1
Eski Bebek Bezleri http://karamanli.biz/eski-bebek-bezleri/ http://karamanli.biz/eski-bebek-bezleri/#comments Mon, 12 Mar 2012 00:24:14 +0000 http://karamanli.biz/?p=1420 ESKİ BEBEK BEZLERİ

Yeni dünyaya gelen bebek çevresindeki her şeye yabancıdır. Bebeğin yaşadığımız ortama uyumunu sağlamak anne ve babanın görevidir. Bedensel ve zihinsel gelişimini tamamlayana kadar bebeğimize tabiri yerindeyse gözümüz gibi bakarız. Bir bebeği toplumsal bir birey haline getirmek gerçekten zahmetli ve zor bir iştir. Ne varki bu işin geçmişte günümüzden zor olduğunu hepimiz daha iyi biliriz. Çamaşır makinalarını, son model termostatlı su ısıtıcılarını düşününce, kaynanaların gelinlerine söyledikleri “Kızım bu devirde çocuk büyütmeye ne var? Bebek bezi bile yıkamıyor yeni nesil!” sözüne hak vermemek mümkün değil.

Eski bebek bezlerini hatırlayanlarınız vardır. Hani şu mavi ve pembe muşambalı olanlar. Hani şu 80’li yıllar bebeklerinin kullandığı, zamana damgasını vurmuş bezler. Bebeklerin sabit 50-60 bezleri olurdu. Anneler itina ile bezleri hazırlarlardı. Bebek her bez batırdığında içinde “Yine mi batırdın? Daha yeni değiştirdim.” serzenişleriyle bezler değiştirilir, mavi yada pembe muşambalar değiştirilmezdi. Değiştirilen bez kocaman çengelli iğnelerle tutturulurdu. Annelik içgüdüsüyle batmış bezler yıkanırdı. Bu bezler belli zaman aralıklarıyla, daha fazla hijyen sağlanması amacıyla kazanlarda kanatılmış sularda yıkanırdı. Mavi muşambalar erkekler için, pembe muşambalar ise kızlar için kullanılırdı. Eliniz muşambaya değdiğinde insanın içini gıdıklayan bir hışırtı duyardınız. Her ne kadar pişik ve koku yapsalar da sonuçta el emeği, saygı duymak lazım.

Şimdi bir de işin anne boyutundan sıyrılıp, başka boyuta geçelim. Geçenlerde okuduğum bir haberde aynen şu yazıyor:

Madonna geçenlerde Beverly Hills’teki bir parkta, Malavi’de görüp beğendiği, dayanamayıp valize atıp getirdiği son çocuğu David’in altını değiştirirken yakalanmış. Etraftan durumu görenler donup kalmışlar. Yok yok, ortalık yerde çocuğun altını değiştirdiği için değil, eski tip bebek bezi kullandığı için. Madonna etraftakilerin afalladığını görünce, üşenmemiş bir de vaaz vermiş. Kullan at bebek bezleri çevreye zarar veriyor diye. Ateşli konuşmanın yarım saat kadar sürdüğü iddia ediliyor.

Çevreciler için muhteşem bir haber. Şöyle düşünelim: Yeni doğan bir bebek günde ortalama 10 bez, bir yaşına geldiğinde 5 bez tüketiyormuş. İki yaşında bu bez işini bıraksa arkasında tam olarak 6000 tane bez bırakacak geride.

Bir de eski usul bez kullandığınızı varsayalım. Her gün çamaşır makinesini çalıştırırsanız, günde en fazla 10 beze ihtiyacınız var. Bebek büyüdükçe 5 farklı bedende bez alsanız, 5 x 10 = 50 eder. Sanırım 50 bezle de durumu kurtarabilirsiniz.

Görüldüğü gibi hazır bezlerin çevreye verdiği zarar ve ekonomik yönü düşünülücek olursa Madonna haklı.

2.799 views

]]>
http://karamanli.biz/eski-bebek-bezleri/feed/ 1
Kuzine Soba Nedir? http://karamanli.biz/kuzine-soba-nedir/ http://karamanli.biz/kuzine-soba-nedir/#comments Sun, 11 Mar 2012 09:50:13 +0000 http://karamanli.biz/?p=1407 KUZİNE SOBA NEDİR?

Kışın alabildiğine soğuk günlerinde dışardan içeriye koşa koşa gelip, ısınmak için kullandığımız pek çok gerecimiz var. Son sürat ilerleyen teknolojiyle birlikte evlerimizde ; küçükten büyüğe infrared ısıtıcılı ufolar, şömineler, evin her metrekaresine ulaşan kaloriferler, doğalgaz sistemleri… Bir de bunların arasından sıyrılan, hayatımızda önemli bir yere sahip vazgeçilmezimiz sobalar…

Sobalar, belki yukarıda saydığımız ısıtma sistemleri ve araçları kadar kullanışlı olmasalar da hayatımızda önemli yer edinmişlerdir. Apayrı bir yeri, türlü türlü anıları vardır sobanın. Hangimizin evinde pişirilen yemekler soframıza gelmeden sobada ısıtılmadı? Hangimiz 10 metrekaresi eşyalarla dolu 20 metrekarelik odamızda soba ekmek pişirmedik? Hangimiz güneş enerjili sistemler olmadan sobanın üstünde ısıttığımız suyla banyoya girmedik? Hangimiz gecenin bir vakti dışarıdaki çelik gibi Karamanlı soğuğunu yiyip sobanın içine girercesine ısınmadık? Başka odalara geçmenin mümkün olmadığı sadece tuvalet ihtiyacımız için dışarı çıktığımız zamanlarda gelip sobaya sarılmadık? Hangimiz ısınmak isterken elimizi kolumuzu sobaya değdirip yakmadık? Karamanlı’da hangimizin evine Sobacı Ahmet Ali Dayı‘nın sobası girmedi, bu sobayı iyi yapmış ya da yapmamış diye yorumlar türetmedik? Bu saydıklarımızı çoğaltmak mümkün olsa da hepsini burada anlatmak mümkün değil!

Evlerde kullandığımız sobaların da birkaç çeşidi mevcut. Size bunların arasından en kullanışlı olan kuzineden bahsedeceğim. Kuzine sobalar, fırını olan kömür sobalarıdır. Kuzine sobaları hala Karamanlı’da birçok evde görmek mümkün, ki gayet de kullanışlılar.

Üzerine en az iki tencere sığan kuzine sobalarda yemek pişirebilirsiniz. Sobaya bol odun atıp hem odayı ısıtır, hem de yemek için ocak oluşturursunuz. Denizcilikte de “kuzine” terimi kullanılmaktadır. Denizcilikte “kuzine” yemek pişirilen yere denmektedir. Adını da bu sobalardan almıştır.

Kuzine sobaların üstünde her an kullanılmaya hazır sıcak suyunuz vardır. Bir misafir geldiğinde beklemeden çay suyunu buradan alabilirsiniz.

Tepsiye ortası yarılmış kestaneleri dizer, kuzine sobanın ocağına pişirilmek üzere bırakabilirsiniz. Pişerken kestaneler patlasa da sonuçta kuzinenin içinde kalacaklarlardır. Zaten normal fırınlarda kestane pişirmek biraz risklidir, zira patlayan kestaneler mikrodalga fırınlarınızı deler. Kuzinelerde böyle bir risk de bulunmamakta.

Her acıktığımda yemek yerine üç beş parmak kadar patatesi kuzineye verip, ağzımı yaka yaka yemeyi tercih ettiğim günler de az olmamıştır. Kuzine bambaşka bir tat verir patateslere.

Yazımın başında da belirttiğim gibi kuzinelerin keskin, kalıcı izli anıları vardır hayatımızda. Küçükken çok iyi hatırlarım soğuk bir pazar akşamı annem sobayı harlamadan beni yıkadı. Koşa koşa odaya girip neredeyse sobaya sarılacaktım. Isınacağım derken elimi ve göbeğimi sobaya değdirerek yaktım. Hala kalıcı izleri mevcuttur.

Onbeş metrekaresi eşyalarla dolu yirmibeş metrekarelik odalarımızda ekmek pişiren babaannemi çok iyi hatırlarım, ki hala da pişirmektedir. Pişirilen ekmeğe kuzine tadı ve babaanne sevgisi eklenince kıtırından aldığım “guzine ekmeği” çocukluğumun hafıza çivilerinden biri haline gelmiştir.

Bunlardan da önemlisi, kuzine olsun olmasın, sobanın yanına bir yastıkla muhlis kediler gibi serilip, yastığın yumuşaklığıyla sobanın sıcağını hissetmek kadar zevkli bir dinlenme stili olamaz. Bunu sadece dediğimi yapanlar anlayabilir. Kaloriferli evlerde yetişip, kombilerle ısınan bisküvi çocuklarının bu zevkten mahrum kalmaları üzüntü verici. Şuan evinde kuzinesi olmayanlar yada evine hiç kuzine girmemiş olanlar sadece dediklerimi hayal etsinler, ki hayali bile dinlendiriyor insanı.

Şu an on yaşlarında bir çocuğa “Kuzine nedir?” diye sorduğunuzda, ağzında bir şeyler geveledikten sonra “Hadi counter oynayalım” diyecektir size muhtemelen yarım yamalak telaffuzuyla. Yaşantımızdan birçok güzelliği yok eden hayat öyle görünüyor ki kuzineleri de silecek hatıralamızdan. Kuzinelerimizden geriye kalacak olan sıcak çaydanlık, kıtır soba ekmekleri, şakacı kestaneler… Kendim yetişememiş olmakla birlikte, büyüklerimizden duyduğumuz; kuzinenin çıtırtısını dinlerken muhabbetleri de farklı olduğu. Allah dostlarınızla muhabbetinizi bol edip evinizden kuzinenizi eksik etmesin!

13.048 views

]]>
http://karamanli.biz/kuzine-soba-nedir/feed/ 2
Gelin (Kına) Yası http://karamanli.biz/gelin-kina-yasi/ http://karamanli.biz/gelin-kina-yasi/#respond Fri, 09 Mar 2012 23:06:41 +0000 http://karamanli.biz/?p=1396 GELİN (KINA) YASI

Karamanlı’da evlenme ile ilgili geleneklerimizden biri de “Kına Gecesi“dir. Kına gecesinde söylenen yaslara bu yörede “Kına Yası” ya da “Gelin Yası” denilir.

Gelin yası; gelinin eline, ayağına ve saçına kına yakılması, baba evinden ayrılıp evlene­ceği kişinin (oğlanın) evine varıncaya kadar yapılan törenler sırasında yakılır.

Düğünün ilk günü (pazartesi ya da perşembe), davul – zurna eşliğinde, büyük bir coşku ile “oğlan” evinden “kız” evine gelinir. Getirilen kına, “oğlanın yengesi” tarafından gelinin eline yakılır. Bu sırada yenge ve gelin karşılıklı yas ederler. Gelin şu tür yaslar söyler:

Adelle’den aldım yaprak gınayı

Bezirgandan aldım türlü veleyi

Yakma yengem yakma ıssız gınayı

Benim ağ ellerim gına istemez

Benim siyah saçım gına istemez

Düğünün üçüncü günü gecesi, geç saatlerde, ikinci kına yakımı için tekrar “oğlan” evin­den gelenler, son kınaya da yakarlar. Buna yörede “gelinin eline kına basma” denir. Gelinin eline basılan bir top kına “oğlan” evine getirilir ve “oğlanın” eline yakılır. “Kız” evinde bu­lunan kızın arkadaşları, yaşıtları, yerel deyişle “kız bacıları”, “akrenleri”, gelinin eline, ayağına ve saçma kına yakarlarken gelin bu yası söyler:

Evimizin önü bir dönüm burçak

Saçımı söktüler geldi bir gucak

Şu ellerden gına gelmiş yakılacak

Ben yakınmam bacılarım yakınsın

Ben yakınmam akrenlerim yakınsın”

Düğünün son günü, “gelin çıkarma“dan önce, sıra ile ana-babası ve kardeşlerine sarılan gelin, çeşitli yasları dile getirir:

“Evimizin önü armut alanı

Üstümüzde dönen barut dumanı

Gelivermiş ayrılığın zamanı

Ağla anam ağla ayrılmayalım

Ayrılıp ayrılıp el olmayalım

Anam ektiğin bostan bitti mi

Uzun uzun kollarını attı mı

Yemedim ekmeğin aşın arttı mı

Ben gidiyom kaldır anam kaşını

Ben gidiyom artır anam aşını

İndim bahçaya nana biçmeye

Nana değil soğuk sular içmeye

Bacılarım gelmiş helâllaşmaya

Helâl et hakkını helâllar olsun

Ana ben gidiyom habarın olsun”

Gelin, son olarak evinden ayrılırken, orada bulunanlara söylediği yas da ilginç bir örnektir:

“Örtüverin alımı eller görmesin

Eller benim halımdan bilmesin

Dostlarım ağlayıp düşmanım gülmesin

Dostlarım ağladı düşmanım güldü

Düşmanın sözleri yerini buldu”

Gelin “oğlan” evine varınca da, onu karşılayan “kaynanasına” sarılıp çok anlamlı bir yas daha söyler:

“Merdiven başında bindim atıma

İşte geldim gul olmaya kapına

İster ağlat ister güldür sen beni

İstemezsen geri döndür sen beni”

Kuşkusuz, kına gecesinde edilen yasların tümü değildir bunlar… Gelinin güzelliğini, öksüzlüğünü, kaderini, küçük yaştan verilişini, gönlü olup olmamasını, gurbete ya da uzağa gidişini anlatan daha nice yaslar vardır:

“Gurbetin yolunda söktüm saçımı

Nedir anam bilemedim suçumu

Pek güccükden sardın anam göçümü

Pek güccükden sarışına ne diyen

Sular edip serpişine ne diyen

Şu karşıya garaçadır gurmuşlar

Ak eline al gınalar sürmüşler

Ben gelmeden seni gelin etmişler

Daha senin gelin olman geride

Daha senin düğün tutman geride”

772 views

]]>
http://karamanli.biz/gelin-kina-yasi/feed/ 0