Karamanlı’da Ölümle İlgili Adet, Uygulama ve İnanışlar

Şubat 18, 2012 Yorum Yapılmamış »

KARAMANLI’DA ÖLÜMLE iLGİLİ ADET, UYGULAMA VE İNANIŞLAR


◊  Ölüm döşeğinde yatan kişinin yanında yüksek sesle konuşulmaz, gürültü yapılmaz.

◊  Ölüm döşeğinde yatan kişi yalnız bırakılmaz.

◊  Ölüm döşeğinde olanın tavır ve hareketlerine bakarak cennetlik veya cehennemlik olduğuna dair hükümverilir.

◊  Ölüm döşeğindeki hastanın ağzına zemzem suyu damlatılır veya bu suyla ağzı silinir. Zemzem iyidir; çünkü “ölüm anındaki hastanın karşısına şeytan geçer ve imanını bana ver, sana su vereyim” dermiş. Bu yüzden hastayı susuz bırakmamak gerektiğine inanılır.

◊  Yakın akraba, eş ve dostları çağrılır; helallik alınır. Ölüm döşeğindekinin oğlu, kızı, torunu veya çoksevdiği yanında değilse, hasta ölemez. Yanın bir fotoğrafının konulması gerekir.

◊  Başucunda Kur’an-ı Kerim okunur. Can vermesi kolaylaşsın diye her gün baş ucunda Kur’an okunur.

◊  Kelime-i şahadet getirmesi için gayret edilir.

◊  Evin önünde bir köpek uzun uzun ulursa veya evin damına bir baykuş konarsa o evden bir ölü çıkacağına inanılır.

◊  Ölüm anından sonra gözler kapatılır, bacaklar uzatılır, kollar yana konur. Ölünün karnına bıçak, demir gibi eşyalar konur. Bunun sebebi ölünün üstüne şeytanın gelmemesi içindir.

◊  Cenaze, yastıksız olarak yer yatağına yatırılır. Üzerine bir çarşaf örtülür. Yaz kış cenazenin odası serin olmalıdır.

◊  Cenazenin çenesi baş üzerinden bir tülbentle bağlanır. Bağlanmazsa ağzı açılır ve yıkanırken su girer.

◊  Ölüm anında bağırarak ağlanırsa, ölü hortlar.

◊  Ölüm sonrası, cenazenin üzerindekiler hemen çıkartılır. Ölü, sıcakken rahat soyulur. Ölünün soğuması halinde giysiler çıkarılamaz ve kesilir.

◊  Ölüm gece olmuşsa, cenaze, sabaha kadar bekletilir. Yakınlarına haber verilir. Sabaha kadar ölü odasında ışık yanar. Odası kilitli tutulur.

◊  Ölüm gün içinde olmuşsa cenaze mümkün olduğu kadar hemen defnedilmeye çalışılır. Genellikle ya öğle ya da ikindi namazından sonra gerçekleştirilir. Bazı cenaze gece bile gömülür. Özellikle köylerde el feneri ve lambalar yardımıyla yapılır. Bu durum ölünün kokmaması veya hastalık taşımaması için yapılır.

◊  Cenaze, evin avlusunda, samanlık gibi kapalı alanda yıkanır. Günümüzde özel yer veya araçların içinde bu durum gerçekleştirilmektedir. Cenaze, içinde şofben, sabit teneşir ve bazı araç-gereçlerin bulunduğu karavan şeklindeki tekerlekli bir araçta da yıkanmaktadır.

◊  Bir kaza sonucu ölen veya intihar edenin cenazesi eve getirilir. Ölüm sonrası uygulamalar aynen uygulanır.

◊  Teneşir ve sal, ölünün yıkanacağı yere getirilir. Cenaze çarşafla teneşire taşınır.

◊  Köylerde cenaze yıkamayı bilen bir kadın veya erkek mutlaka vardır. Bu işi yapacak kişi yoksa il merkezinden, bu işle görevli kadın veya erkek getirilir.

◊  Kadın cenaze, kadın yıkayıcı; erkek cenaze, erkek yıkayıcı tarafından yıkanır, taharetlenir, aptesti verilir ve kefenlenir.

◊  Yıkama sırasında ölünün yakınlarından bazı kişiler yardım eder.

◊  Su, kazanlarda ısıtılır. Günümüzde çoğu yerlerde su ısıtma şekli değişmiş onun yerini şofbenler almıştır.

◊  Gün ısılardan elde edilen sularla yıkanması uygun karşılanmaz.

◊  Ölü yıkandıktan sonra su ısıtılan kazan ters çevrilir ve üzerine taş konulur.

◊  Ölüyü yıkamada kullanılan ve artan su yere dökülür.

◊  Ölünün ikinci yıkanmasından sonra, yakınları helâlleşmek üzere sırayla birer tas su dökerler.

◊  Üçüncü yıkamadan sonra cenaze kurulanır ve kefenleme işine geçilir.

◊  Yıkama sırasında konuşulmaz. Dualar okunur.

◊  Yıkama sırasında cenazenin incinmemesi için, beyaz sabun, yumuşak ve ince havlu; su dökmek için plâstik veya madenî tas kullanılır.

◊  Cenaze yıkanıp kurulandıktan sonra hümayun, beyaz patiska gibi pamuklu dokumalardan hazırlanan parçalarla kefenlenir.

◊  Kefen makasla değil bir bıçağın yardımıyla yırtılarak hazırlanır. Kadın ve erkekte parça sayısı değişir.

◊  Erkeklerde yedi, kadınlarda dokuz metre kefen bezi kullanılır. Kefen bezinin rengi beyazdır.

◊  Erkek cenazenin kefeninin içine zemzem, gül suyu, misk, çörekotu, üzerlik saçılır.

◊  Kadın cenazenin kefeninin içine zemzem, gülsuyu, çörekotu, kına, mersin yaprakları saçılır.

◊  Avuçların içine kına konulur. Kadının saçları örgülü ise örgüsü açılır. Uzun saçları, bağrına veya
göğüsleri üzerine getirilir.

◊  Kadının, yaşarken örüp kesip sakladığı saç varsa, bağrı veya göğsü bununla örtülür.

◊  Ölenin kadın yakınları cenazeyi görmek isterlerse cenazenin yanına gelirler. Kefen kapatılıp, kuşaklar ve uçlarla bağlanır. Cenaze battaniyeyle sarılır. Dualarla “Sal”a yerleştirilen cenaze, kadınsa üzerine tülbent, oyalı yazma, seccade; genç kızsa çeyizinden bir oyalı yazma, duvak, elbise veya gelinlik örtülür ve istenilirse çiçek demeti konulur. Sala konulan erkekse üzerine seccade, kendi paltosu örtülür. Şapkası çiçek demetiyle beraber bağlanır.

◊  Cenazeyi yıkayan kadına para, havlu, kumaş; erkeğe para, çorap, mendil, havlu; kabir kazıcısına para verilir.

◊  Cenazenin yıkanmasından sonra, yıkanma esnasında kullanılan çarşaf, havlu, pijama vb. hemen yıkanır. “Sırtı dinlensin” denilir. Bunları yıkayan kadın ödüllendirilir. Yıkanan eşyalar da bir fakire verilir.

◊  Definden sonra salın üzerine örtülen eşyalar alınır ve hayır için bir fakire verilir.

◊  Cenazenin salını, öncelikle cenazeye yakın erkek akrabalar ve daha sonra diğer erkekler sırasıyla
omuzlar üzerinde taşır.

◊  Ölen, bebek veya küçük bir çocuk ise kefen işinden sonra babasının veya erkek akrabasının kucağına verilir. Camiye ve mezarlığa kadar kucakta taşınır.

◊  Ahrette şefaatlerine nail olacağı düşüncesiyle küçük çocukların ölümüne anne ve babanın ağlamasına izin verilmez.

◊  Ölenin arkasından bağıra bağıra ağlamak günahtır.

◊  Bahçe, avlu veya mahalle camiinin avlusuna konan salın çevresinde cemaat toplanır. Din görevlisi veya bu işle ilgilenen kişi etrafından cenazeye “helâllik” ister. Dualarla cenaze evden çıkarılır ve erkek yakınlarına teslim edilir.

◊  Cenaze evden çıkarılmadan önce, teneşir tahtası evden çıkarılır ve ayakkabısı hemen bir fakire verilir.

◊  Evde kalan kadınlar ağlamaya devam eder ve yaslarını sürdürürler. Defin sonrası için gerekli hazırlıkları yapmaya koyulurlar.

◊  Cenazenin gömüldüğü gün evde dikiş dikilmez, su taşınmaz, yemek pişirilmez, ev süpürülmez,
başsağlığına gelenlerin ayakkabıları çevrilmez.

◊  Cenaze olan yerde o gün düğün varsa davul, zurna çalınmaz. Daha sonraki günlerde de cenaze evinden izin alınır.

◊  Ölüm sonrasında verilen “salâ” ve belediye anonsunun ardından namaz vaktinde ki bu genellikle öğle veya ikindi namazıdır; camide toplanan cemaat, cenaze namazını kılar ve helâllik verir.

◊  Salânın verilmesinden sonra köylerde köy gençleri veya mezarlıktaki kabir kazıcı, kabri hazırlar ve defne hazırlar.

◊  Cenaze, birinci dereceden yakın akrabalar tarafından kabire indirilir ve üzeri toprakla örtülür.

◊  Ölü, tabuttan çıkartıldıktan sonra, sağ tarafı üzerine kıble doğrultusunda mezara konur.

◊  Ölüyü gömerken, toprak kürekle hızlı bir biçimde atılır. Kürek elden ele verilmez; yere bırakıldıktan sonra alınır.

◊  Kabrin baş ve ayak kısmına birer tahta veya taş dikilir. Etrafı taşlarla çevrilir ve kümbet şekli verilir. Üzerine su dökülür. Dualar edilir ve din görevlisi tarafından “talkın” verildikten sonra kabrin başından uzaklaşılır. Evli olarak ölenlerin mezarın başına su testisi konulur. Kalan eşlerden birisi daha sonra evlenmek istediğinde, bu testiyi kırar.

◊  Ölünün günahlarının bağışlanması için cenaze defne gittiğinde evde kadınlar tarafından Kur’an-ı Kerim okunur ve dualar edilir, tespih çekilir.

◊  Ölenin giysi ve ayakkabıları ihtiyacı olanlara verilir. Ölenin birkaç özel eşyası hatıra olarak saklanır.

◊  Ölen kişinin ruhunun evini kontrole geldiğine inanılarak ölü evinde yedi gece boyunca lamba yakılır.

◊  Ölü evinde belli bir müddet, genellikle ilk yedisi içinde, yas tutulur; radyo dinlenmez, televizyon izlenmez.

◊  Ölünün ruhu, kokusuna gelirmiş, denilerek, ölümün 7. Günü “pişi” (yağda kızartılmış hamur) yapılır ve dağıtılır. O gün mevlit okutulur ve gelenlere çayla birlikte ikram edilir.

◊  Mevtanın toprağa verilişinin 7., 40., 52. Günlerinde mevlid, yasin okutulur. 52. Gecesi genellikle yemekli olur. Eskiden il merkezinde yemekler için özel aşçılar tutulur ve evin bahçesinde pişirilirdi. Yemek, sürekli açık tutulan sofralarda konuklara ikram edilir ve dualar okutulurdu. Günümüzde, daha kolay olması nedeniyle kıymalı pide, ayran, helva yapılmakta ve yakın akraba, komşu gibi tanıdıklara ikram edilmektedir. Hatim tamamlanmış ise duası yapılır, Kur’an-ı Kerim ve mevlid okutulur. Cenaze sahibinin maddî gücü yerindeyse bu yemek ve hatim uygulaması ölümün sene-i devriyesinde de yapılır.

◊  Çekilen yas, 52. Gününden sonra biter ve miras paylaşımı da bu günden sonra olur.

◊  Kabir ziyaretleri dinî bayramların ilk günleri ve arefe günleri yapılır. Mezar başında Kur’an-ı Kerim, yasin okunur. Üç kez ihlâs, bir kez fatiha okunur; dua edilir. İstenirse, mezarın başına kuşların yemesi için buğday, bulgur bırakılır. Mezar toprağına su dökülür. Mezarların bakımı yapılır, otları temizlenir ve gerekiyorsa mezar taşları yıkanır ve silinir.

◊  Arefe günleri veya kandil geceleri sevabı ölülerin ruhlarına bağışlanmak üzere çocuklara şeker, gofret, lokum, helva dağıtılır. Komşulara çörek, mayalı hamurdan yapılan “hamursuz”, “pişi” dağıtılır. Dağıtılan yiyecekler “Allah, kabul etsin; ölmüşlerinizin ruhuna gitsin.” sözleriyle alınır.
Meteorolojik olaylar (ay ve güneş tutulması…), hayvanların hareket ve sesleri (köpek uluması, baykuşötmesi…), rüyada görülenler (tabut, gelinlik, dişin düşmesi…), cenazeyle ilgili kimi durumlar (etinin cıvık olması…), hastayla ilgili psikolojik ve fizyolojik değişiklikler (renginin sararması, yiyip içmesinin kesilmesi, bakışlarını bir noktada sabitlemesi…) ölümün bir belirtisi sayılmıştır.

◊  Ölünün öteki dünyaya, gönderilişine ön hazırlık niteliğindeki işlemlerin çoğunda hijyenik düşünceler ve dinsel gelenekler rol oynamaktadır.

◊  Cenaze geçerken elle işaret etmek iyi değildir. Parmakları ile işaret eden kişilerin parmakları kurur.

◊  Bir çocuk sürekli ağzını açarak ve bağırarak ağlarsa o evde mutlaka ölüm meydana gelir.

◊  Ölüye talkın verilirken can gelir, kalkmak ister, başına tahtaya çarpar. O zaman ölü “eyvah ben ölmüşüm” der.

◊  Ölen bir kişinin burnu ölümünden 52 gece sonra düşer. Burnu kolay düşsün diye o gece evinde yemek verilir ve dua edilir.

◊  Ölü gömüldükten sonra, onun ruhu yedinci günü evini ziyaret eder.

◊  Rüyada ölü görmek diriye işarettir.

84 views

Benzer Kaynaklar:

Yorum Gönder