Ölüm (Ölü) Yası

Mart 9, 2012 No Comments »
Ölüm (Ölü) Yası

ÖLÜM (Ölü) YASI

Yas, “ölüm ya da bir felaketten doğan acı ve bu olayı belirten davranışlar; duyulan acı ve üzüntüyü kimi davranışlarla belli etmek” (Türkçe Sözlük, 1983: 1287) biçiminde Türkçe’de kullanılmaktadır. Orta Asya’da “yuğ törenleri(cenaze)” yapılmakta ve bu törenlerde “yığlamak” yani ağlamak, birinin yasını tutmak terimleri geçmektedir. Kökeni Orta Asya’ya dayanan yas, Arapça keder anlamına gelen ye’s den gelir. Anadolu’da ağıt, bozlak terimleri de kullanılmaktadır.

Ölüm olayındaki kadar acı ve üzüntü vermese de kültürümüzde birçok olay karşısında yas edilmektedir. Bunlardan bazıları; evlenme, askerlik, gurbet, doğal olaylar…

Karamanlı’da en yaygın olan yas, ölüm yasıdır. İnsanın geleceğini ve sonunu anımsat­ması bakımından çok acı yaratıcı ve ağlatıcı niteliktedir. “Ölüye ağlama törenleri”nin en be­lirgin simgesidir. Özellikle cenaze töreninde, ölü gömüldükten sonra, “yas tutma” süresinde dile getirilir.

Ölü evine başsağlığı dilemek için gelenler, ölenin en yakın akrabaları, komşuları ölü sa­hibine “başın sağolsun” ya da “höküm (hüküm) Allah’ın emri, başın sağolsun“, “ölüm gir­meyen ev olmaz“, “denesi (vadesi) yetmiş” gibi anlamlı ve yatıştırıcı sözler söylerler.

Bu tür dileklerden sonra, ölü sahibine (özellikle ölenin eşine) sıra ile “sarmaşan” kadınlar, üzüntülerini belirtmek için karşılıklı “yas” ederler. “Yas etme” töreni, çok acıklı ve katılımlıdır. Orada bulunan herkesi ağlatacak ve üzecek derecede etkileyicidir.

Yas Örnekleri

Yas etmede yaratıcılık ve coşku ön plandadır. Yas eden insanlar belirli kalıplar içerisinde sıkışıp kalmazlar. Herkes ayrı sözcüklerle duygularını ifade etmektedir. Yani duyduğu üzüntüyü kendi sözcükleriyle anlatmakta, başkalarını kendi ifadeleriyle teselli etmektedir. Üzüntünün yarattığı coşkunun dışa vurumu olan yas örneklerinden bazıları şunlardır:

Gocadağ başında bir guzu meler

Guzunun fırazı bağrımı deler

Babasız çocuğu kim çözer beler

Çözelim besleyelim bubasızları

Besleyelim büyütelim öksüzleri

Gocadağ başında gül gucak gucak

Kimisi açmış kimisi domurcak

Benim bubam hangi yollardan gelecek

Geleceği yollara bekçiler koyayım

Bekçiler durmazsa kendim durayım

Gocadağ başından indirdiler bir guzu

Guzunun ayağı var kırmızı

Buralarda bir garip ölmüş diyeler

Ağlayıverecek ne oğlu var ne de kızı

Evimizin önü düğün düğün

Elime verdiler gümüşten güğüm

Bubamı umduydum dünle bugün

Bubam ne dün geldi ne de bugün

Evimizin önü açan biberi

Yiyenlerin ağızcağı gabari

Kimden alen soğuk habarı

Soğuk habarını alamadım

Oturup halını soramadım

Evimizin önü bir dönüm kendir

Kendir dallarını yukarı kaldır

Davılcı davalını usul döndür

Garayerde bubam var duyarsa darılır

Karşı karşı yaptıralım hanları

Kaldıralım gasefeti gamları

Bubam seninle sürdüm demleri

Aklıma geldikçe yanar ağlarım

Ağ yerine garaları bağlarım

Dolaşa dolaşa dost ettim dağı

Sordum sual ettim hastayı sağı

Açtım baktıydım bohçayı bağı

Bubama yollayacak oku kalmamış

Okular yolladım bubam gelmemiş

Uzakdan mı geldin abam gezmeye

Kim oyaladı başındaki yazmaya

Kim yolladı çifte gabir gazmaya

Çifte gabirlerimiz gazılıp durur

Gara yazılarımız yazılıp durur

Mezerlikte bir gül bitti gurudu

Dallarında bülbül öttü yürüdü

Eller bubasını aldı yürüdü

Benim bubam garayerde çürüdü

Mezerliğin eyrim büyrüm yolu var

Kemer sıkmış bir tutamcık beli var

Biz ağlarsak günde günde yeri var

Biz ağlamayalım da kimler ağlasın

Bizim gönlümüzü kimler eğlesin

Yayla yollarına düştüm yalınız

Peştemalın alıkoydu çalınız

Dön gel abam dön gel evimiz yalınız

Hem yalınız hem ıssızdır evimiz

Hem yalınız hem kimsesiz evimiz

 

Dağlara gar yağmış ağarsın diye

Ovaya bostan ektim güversin diye

Guzum garayerden habar yollamış

Anam öksüzlerimi eversin diye

Yağmır yağarsa esiyor yeller

Evim yol üstünde geçiyor eller

Guzum var açılır güller

Guzum gitti soldu bizim gülümüz

Guzum gitti gelmez oldu elimiz

Eyemedim gök cevizin dalını

Giydiremedim yeşilini alını

Top serçemlim büktün belimi

Bükülen bellerim doğrulmaz

Halım kötüymüş sorulmaz anam

Goyu mu olur gaba ardıcın gölgesi

Deryayı duttu deniz dalgası

Uyudum uyandım yiğidimin zevdası

Garlı hoşaflara döndürdün anam

Buzlu şerbetlere döndürdün anam

Buldur yollarında buldum izini

Duman sandım taksinin tozunu

Serinlerle yuyuverdiler yüzünü

Serin kokularından uyanamadı

Bıçak yaralarına dayanamadı

Bir daş indi garşıdaki gayadan

Göyncği var tenteneden oyadan

Kör olsun yuvalarımı dağıdan

Sehil olsun kapı kapı dilensin

Derviş olsun şu dağları dolansın

İndim bahçamıza güller yolmıya

Kendi güllerimiz domurcukda dursun diye

Guzularım ellerin bubasına bubam demedi

Kendi bubam başımda bulunsun diye

 

Bizim evlerimiz kıbleye karşı

Ağlamış ağlamış gözleri yaşlı

Nereden geliyon gülmedik başlı

Gülmedik başlara güller mi soken

Sığmadık başlarımı alen de giden

Erkeçi kesmişler yatar derisi

Ocağa vurmuşlar kaynar yarısı

Hani anam üç oğlunun birisi

Ulu kervanlara kattım ben onu

Okusuz düğünler ettim ben onu

Havlumuza goyun gibi doldular

İçimizden birini aldılar

Aldılar da garayere saldılar

Duttuğum dalları elimden aldılar

Çıbığım yok yol üstüne uzatacak

Efkârım yok yollarını gözetecek

Bi da yoğdu sımasını benzetecek

Ne deyen de yanan ben sana

Sık mı biter tarlaların ayrığı

Yük mü gelir goyunların kuyruğu

Yük müydün kadın anam sen bize

Yük değil arkaydın sen bize

Apambecik açmış payam çiçeği

Dibine dökülmüş salkım saçağı

Oniki dağların türlü çiçeği

Alıp sokunamadım güzüm yok diye

Giyinip kuşanamadım guzum yok diye

Garıncalı gavak dibi yurdumuz

Dağıldı da toplanmadı ordumuz

Kocadağ başında çadır gurdunuz

Yaylaya çıkanlar yurdunu bulsun

Yiğidini yitiren arasın bulsun

 

Bahçamızda ak güllerin destesi

Bugünkü günlerde Buldur postası

Yoklayıverin postayı bubam sağmıykı

Arayıverin hastamıyın anam varmıykı

Dul ardında garaguzu guzular

Guzular da guzusunu özeler

Ne kötüymüş alnımdaki yazılar

Gara yazılarım yazıldı benim

Güccükden başım bozuldu benim

Feslihan diktim kokunsun diye

Diktim gölgesine otursun diye

Garayere habar yolladım

Gelsin de beni götürsün diye

Sabahlan dayandım direğe

Acılar top top oldu yüreğe

Sargı dutmaz yaralarım çoğmuş

Melhem dutmaz yaralarım çoğmuş

Havlılıdır goca dağlar havlılı

Elimden aldılar allı yağlığı

Ben neyleyen sinden geri sağlığı

Sağlık olup siner olmadıktan geri

Ufacık taşın başı punar mı

Aktı gözüm yaşı diner mi

Öksüz olanların başı güler mi

Ben başımı güldüremedim

Güldürüp ellere döndüremedim

İncecik asmayı duttum dal diye

Bubama sarıldım burada kal diye

Garayere yolladım çabık gel diye

Gelirim dedi de gelmedi gitti

Yakınım dedi de ıradı gitti

 

Göyneciğim dilim dilim dilindi

Benim öksüzlüğüm şindi bilindi

Bubalılar çıktı çıktı salındı

Bubasızların garabarı delindi”.

Çekeyin atımı çayırdaysa

Ünneyiver bubam seyirdeyse

Yakınca köylerden birindeyse

Geceyi gündüze ulaşın gelsin

Elinin ganını yumasın gelsin

279 views

Bunlar? Da Okuyun

Ne Düşünüyorsunuz?